(İnnî veccehtü vechiye lillezî fatares-semâvâti vel-arda hanîfen vemâ ene minel-müşrikîn.)
“Şüphesiz bir şekilde ben, dinime tam manasıyla yapışarak, yeri göğü yaratan Allah’a döndüm. Ben müşriklerden (Allah’a ortak koşanlardan) değilim.”

(Allâhumme hâzâ minke ve leke ve takabbel minnî, kemâ takabbelte min Muhammedin nebiyyike ve İbrâhîme halîlike.)
“Ey Rabbim, şu kurban Sendendir ve Senin(rızan) içindir. Dostun İbrahim Aleyhisselam ve sevgilin Muhammed Aleyhisselam’dan kabul ettiğin gibi, bu kurbanı da benden kabul buyur.”
İbrahim Aleyhisselam, Allah’ı anarken tefekküre dalmış; önce yıldızlara, sonra Ay’a ve daha sonra Güneş’e yönelmiş, sonra bunların hepsinin sönüp devam etmediğini görmüş, işte o zaman:”Yönümü ve yüzümü yerleri ve gökleri yaratan Allah’a çevirdim ve O’na yöneldim.” demiş ve Hakk’ı bulma mazhariyetine kavuşmuştur. İşte biz de ona bakarak kurbanımızı keserken veya kestirirken bu duayı okumalıyız. Cenab-ı Hakk’a karşı, “Bu Sendendir, Senin rızan içindir, benden bunu kabul eyle.” dememiz de kurbanımızın kabulünü istememize işarettir.
İbrahim Aleyhisselam, Peygamberimizin ikinci dedesi sayılmaktadır. Resûlullah Efendimiz onun sülalesinden gelmiştir. Onun da derecesi Allah nazarında çok yüksektir. Bizim Peygamberimiz ise bütün peygamberlerden daha şereflidir. Çünkü Allah, Ona hiçbir peygambere vermediği şerefi vermiştir. Onun hakkında: “Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin.” yani “Ey Habibim, seni bütün âlemlere rahmet olarak gönderdim.” buyurmuştur.
Bütün peygamberler bizim Peygamberimizin nurundan oluşmuşlar ve kemale ermişlerdir. Çünkü Yüce Mevla, Ona: “Sen olmasaydın ey Habibim, ben kainatı yaratmayacaktım.” demiştir.

Yorum bırakın